26 Aralık 2007 Çarşamba

SON YOLCU


İnandıramasam da kendime saatler ilerliyor olağan hızıyla, göz kapaklarım, inanamayışımı akrep ve yelkovanın tembelliğinde bularak zamanın kısır döngüsüne inat daha da dirençleşiyor. Yatmak istesem de bir türlü uyuyamıyorum hayali gölgelerin işgali altında zihnim bir türlü izin vermiyor buna ve unutkanlığım sayesinde farkındalık hissini yok edererek rüyalara dalıyorum. Sabahın erken saatleri ile birlikte yakalaşırken yolculuk vakti geceye inat hızlı bir şekilde geçiyor yatakta gecen her bir dakika. Zaman iyice daralırken son bir hamle ile kendime gelip ders için otobüs durağının yolunu tutuyorum. Otobüsün her an gelebilme ihtimaline karşı adımlarım daha bir hızlanırken durakta kalabalığın sessiz bekleyişi iyice endişelendiriyor. Zaten ne zaman kalabalığın biriktiğini görsem bir aksilik hemen kendini ortaya koyuyor . Tahmin ettiğim gibi otobüs durağa uğramamış ve kalabalık iyice artmıştı.

Kalabalığın arasından sıyrılıp bir kenarda bekleyişe koyuldum. Herkes de bir yerlere yetişme endişesi solgun yüzlerde kendini detaylandırırcasına gözlerde aşinalığını hissettiriyordu. Gelen otobüs ile birlikte kendine iyi bir yer bulma çabası ani bir hucuma yol açsa da sona kalmak pahasına kalabalığın binmesini bekliyorum ve sonunda ayakta da olsa otobüsteyim. Bir iki ahbabın muhabbeti dışında otobüsün eksoz sesi kulaklarda onarılmaz hasar oluşturuyor. Durağan yapıdan kendimi alıkoyup camdan hızlı bir şekilde akan sokak manzaralarının seyrine dalıyorum. Trafik çok yavaş ilerlerse de sonunda okula varıyorum. Son olarak saatimi yokladıktan sonra giriş kapsına doğru kesme taşların eşliğinde ilerliyorum. Bölüm derslerinin olduğu sınıfın önünde ders saatini beklemeye koyuluyorum. Uzunca koridorun loş ve tenhalığını gelen örgencilerin siliüeti bozuyor. Tavanda asili duran saat hayata inat edercesine hep ayni dakikalarda yerinde sayıyor. Ve samimiyetsiz yüzlerde ağırlaşan dakikalar sözcükleri kendine zincirleyerek Sözcüklerin yerini bir iki sabırsız ayak sesi alıp gidiyor. Sıkılıyorum kalıplaşan yapının parçası olmaktan ben bu yap bozda kendi yerimi boş bırakarak kendimi daha iyi hissedeceğim okul dışına çıkıyorum.

Gitmek istercesine uzaklara yorgun raylarıyla yolcusuz istasyona uğrayıp içimde son trenin geleceğine dair bir umutla bekleyişe geçiyorum. Paslanmış raylar geçmişine rağmen taşıdığı maziyi unuttururcasına otlara yenik düşmüş gözükmez olmuştu. İstasyondaki bankları toz kaplamış ve çoktan ayak sesleri işitilmez olmuştu.
Alışık değildi istasyon bu dinginliğe ve yaprakların hoyratça savrulmasına … Tıpkı bu vakitsiz yolcuya olduğu gibi. Gişe ise ne zaman açılacağı belirsiz şekilde kapalı duruyor. Önünde derin bir uyku hali seziliyordu. Gerçi eskisi gibi pasolarda yoktu. Bilet kuyruğuna girenlerin olamadığı gibi Arada iade_i ziyarette davetsiz misafirlerinin yanı sıra Kader ortaklığını paylaşan terk edilişi bir yudum şarapta bulan mahalleli tarafından ayyaş olarak tanımlanan kişilerde bulunuyordu.
Artık telaş hali yoktu. Bir yere yetişme endişesi de. Aksine sukunet içinde büyük bir sakinlik havası vardı. Gelmeliydi aslında çoktan yarı yolda bırakmamalıydı. Hem daha son seferi yapmamıştı ki bekliyordu eski ihtişamlı günlerini, yeniden yolcuyla dolup taşacağı günleri, son düdüğü çalacak hareket memurunu bekliyordu. Bekliyordu, hafızalarda yer edinen uzun ve dolambaçlı Hasret yüklü raylar. bekliyordu bu son yolcu.

25 Aralık 2007 Salı

Sonun Başlangıcı


Sayılarla ifade etmek zamanı belki zihindeki farkındalığın simgelerdeki dönüşümü. Ya kendimizdeki dönüşümü etkileyen o farkındalık hissi ne olacak tabi onu da bir şekilde sezilere bırakmak gerek sezilerimizle harekete geçip içinde bulunduğumuz ahval hakkında anlamlandırmalarda bulunmak en iyisi simgelerin şuuraltındaki algısal dönüşümleri zaman kavramında vucut bulurken hep belli bir dönem olarak kabul etmeye çalıştığımız yıl dönüşümü ve bu dönüşüm için ideal başlangıç yaratılmak istenmesi neden.. Başlangıçlarda aranılan sonlar dikkate alınmadan zamanı başlangıçlara hapsetmek ne kadar doğru yoksa her zamanı hep başlangıçlarda mı arayacağız buna yönlenmemizin temel nedeni bir şeylere eskiye sünger çekerek yeniden başlama güdüsü.. içinde bulunduğumuz duraksız işleyen süreci kimimiz çok hızlı kimimiz çok yavaş hissediyoruz bu da yaşanmışlıkların renginde saklı olsa gerek Ve başlangıç dilimlerine kadar duyularımız zaman dilimlerine kapalıdır. Ta ki on gelene kadar bu böle devam eder. Bir gecede her şeyin değişeceği umudunu taşıdığımız son lahza arayışı maalesef hep ön planda.. Evet bir çok şeyin sonu vardır. Yılın sonu okulun sonu evliliğin sonu işin sonu, okulun sonu, gençliğin sonu, baharın sonu, bilincin sonu, hürriyetin sonu, paranın sonu ki ‘Kızılderililerin değdi gibi bir gün gelecek gerçekten paranın yenmediğini anlayacaksınız’’ devirlerin sonu ve hayatın sonu ve bir tek sonu olmayacak şey biliniyor ki zaman dediğimiz kavram ama nedense bu yaşadığımız ikilem hissetiklerimizi etkileyen ortam içinde bulunduklarımızın farkında olmamıza engel oluyor. Tüm sonlar bu sonları tasavvur edemediğimizden dolayı arka plan atılıyor evet bir kere daha kapımızı bu yeni saat dilimleri çalıyor. Ve yıl zaman olarak düşüncede hep yeniyi çağrıştırır. işte bir çağrışım daha hoş geldin 2008

19 Aralık 2007 Çarşamba

kayıp zaman


Yolunu beklediğim günler geride kaldı çoktan unuttum gelişlerini artık sıradan yüzlerden farkın kalmadı. Halbuki ne kadar değerliydi gelişin bir gün yaşadığımız senle bin güne bedeldi sabahı edemeden bekleyişlerim vuslata sen kala kadar.. içimdeki kıpırtılar bir bir titretirdi içimi.. Neydi artık tat almadığım zamanı yakayamamızmı yoksa zamanı eskitmiş olmamızmı tadını götüren gelişlerinin çoçukluğumun bayramları hep düşünsel dünyamda vurguladığım ve dile getirdiğim buluşmalar nerdesiniz… Bir yok oluş aldanış sarıyor etrafımı ne kadar hoş olsa da ortam aratıyor kendini.. Çekilmez gecelerin sabahları kurmuş topraklarıma yağmur serpen kucaklaşmalar nerdesiniz.
Tasavvur etmeye korksam da eskiye dair, zihnimde şekillenen maziye ait kareler geçmiş ve gelecek arasında medcezir yaşamama neden oluyor. Çerçeveleşen durağan izdüşümler altında ezilirken bir o kadar hızlı bir o kadar da fark edilmeyen dakikalar silsilesinde kendimi buluyorum. Anın fark edirliğini dimağlarda iz bırakırcasına etkinleştiren ne peki? Tabiki İçimizde var olan köklerini çok derinlerde bulan ayrılamaz parçamız olan değerlerimiz değimli ? Bu değerlerimizin başında bayramlarımız geliyor. Ama bu bayram son zamanlarda olduğu gibi öyle silik, öyle ruhsuz, öyle sessiz ve suskunluğa bürünmüş ki öyleki gelişi pek fark edilmedi. Peki o aranılan çoşkulu, heyacanlı, çoçuksu ve aşikar olan zaman dilimi nerede kaldı. Yoksa dargın mı yeni zamana yoksa özlenilmeyimi bekliyor.. eğer öyle se ben çoktan özledim. Hadi uslu ol ve usulce geri dön..

15 Aralık 2007 Cumartesi

Acıların Yansıması


Acı çekmesini bilmek ne kadar erdemse kendini acı karşısında olgunlaştırmak o kadar niteliklidir. İçinizde açan filizi içinize akıttığınız göz yaşlarıyla yetiştirirken zamanın hissettiklerinizle daha ağır işleyen bir film şeridine dönüşmesi içimizdeki tınıyı daha bir kalınlaştırarak eko yaratması ve zihin odalarından dışarıya atılmak için beklerken panik odalarında psikolojik depremler yaratması malum oluyor.

Dehlizlerden gelen bir dalga gibi kulakları saran ve tarumar eden duyulmak istenmeyen komutsal ritme dönüşen ve giderek şiddetini artıran ve bir o kadarda bozuk plak gibi cızırtılarıyla yüreğimde olumsuz titreşimler oluşturan ve kişilik ezikliğine yol açan psikolojik dönüşümler yaşatıyor Ve ardından hızlı hızlı solunumlar ve düşünceyi arka plana atan emir kipleriyle oluşan komutlar bedensel titremeler gerçekleştirerek müthiş basınç uyguluyor algılayışa…
Ve ardından kapakları açılmış baraj gibi her anlamda duygu düşünüş ve acı iç rahatlama şekline bürünerek kendi rehaveti içinde boğulmaya doğru yol alıyor İç ve dış komut mekanizmalarını aynı hizadan sabitleştirerek idare etmek pek mümkün olmasa da içimizdeki durumu özetleyen aynada kendmizle birlikte duygularımızın vucut buluğu imaj bir an öyle yoğunlaşır ki karşındaki aynalar bile bütün olarak bir arada yer alamaz işte ayna iç dünyamızda unuturmaya çalışırken, parçalanmış görüntüleri, ellerimiz de gözlermizden kaçırdığımız resimleri birer birer paramparça ediyor...

12 Aralık 2007 Çarşamba


Ruhun derinliklerinden gelen sarsıcı alacakaranlık kilitlenmişçesine içimizde boşluk yaratırken tüm duyguların tepkimesiz bir şekilde iç huzuru araması kaybedilen ve uzun uğraşlara rağmen ve bir daha eski kıvamına uğramayan dinginlik gözle görülmez olunca canda vucutta tende hissedilmiyor duyuş artık. Saatin ilerleyerek yelkovanın daha da yavaşladığı ibrenin kulakları parçalarcasına derinleştiği süreci ne kadar hızlı atlatabilirim bilmiyorum Giderek vucudumun hareketsizleşmesine paralel göz bebeklerinde sabitleşen ifadeler içimde yaşanan hareketliliğe tanık edercesine şekilleniyor. Zaman kavramını farklılaştırarak bir anda mevsimler olgusunu hiçe indirgiyor derin ve onarılmaz karadeliğe atılan her bir taş. Yaprakların sonbahar savrulması gibi hızla içe çekilen bir yapıda ben merkezcilik teşkil eden ruh haline yönelen tüm açilimsiz imgeler ve söylemler biraz daha yavaşlatıyor bu süreci...

11 Aralık 2007 Salı

Renklerin en koyusu


Bir belirsizliğin tam izinde bir silik gölge belki bir yanılsama ama izinde durmadan sessizliğin bozulduğu düşüncelerin ard arda oluşturduğu zincir sırası gibi yoğunluk ve ileriye dair ön seziler..
Zihin arası kapalı kapılar loş ışıklar sokakların izbelleği yalnız dudaklarındaki melodi ve rüzgarın toprak anayla buluşması ve harika olduğu her halinden anlaşılan tını ve ikimiz
Hep karanlığın en zifirisi katran karası belki dönülmez karalığın kara deiliği olsa gerek bir içine adlımı, aydınlık haram adını anamıyorum karanlıkmı desem siyahmı yada renkerin en koyusu yürek savruntusu ne desem bir afyon kadar etkili yeterki içine düşmeyi ver girdaba bir kere düştünmü bir kere çırpınış yakarış nafile gözler çoktan bürünür çirkefe…

Ufukların Açmazı


İç dünyasına hitap edebilen kendine hükmeden başlangıçların ve sonların iç titretici tınısı alevler düşler arasında kaybolan siyahımsı dehşet imgelerinin izdüşümünde kaybolmak…
Ve damarlarından çekilircesine kanın büzülmesi çekilmesi direnememesi ufukların açmasızını görmek ama içinde düğümlenen ipliksi ufuk çizgilerine bakakalmak ve düşüncelerin kilitli hücresinde kapalı kalmış aydınlık hapsine sürgün düşünüş biçimini anlamak ellerimi attığım gibi kimyalarında değişme olan saklı ayrıntılar yeri geldikçe anımsatabiliyor kendini…
Umutlar ve hayatta yaşadığımız ironi ve umutların gerçekleşme oranının zihinde onların bulduğu ifade ve bünyede en acı çektiren düşüncelerin oluşması gitmek mi belki yalan.. kaçmak mı zor dört duvar arasında vurguların en hassas hislerin ince noktalrı incitmesi yaşanlılan mekandan kaçmak gibi usul usul yalnızlığa itilmiş adımlarda arayışlara kendini vermek her arayışda da çıkmaz sokakların gazabına uğramak kaldırımların çekilmez yalnızlığına hayat sıkıntılarına düşünce yoğunluklarına sevdalarına ve yasınsıttığı yüzeye oturmak ve kaldığın yerde kala kalmak ve tekrar yolara düşmek ve ta ki bir sonraki sokak lambasına yani geçici aydınlığa ulaşana kadar yürümek…

Buğulu camlar..


Buğulu camlar ardında cılızlaşırken siliüetin zihnimde ne bütünleşebiliyordu siman ne de anımsatıyordu gölgen birer birer uzaklaşırken adımların. Saatler yerini boş duvarlara bırakıyordu sensizliğin ilk dakikalarında. Zamansızlığı ruhuma aşılarken yokluğun gidişlerine kayıtsız kalamıyordu bu yüreğim. Her gidiş onarılmaz yarlar açarken, bu yüreğim gözlerinde biriktirdiği seni cüretkarca harçlık edebiliyordu yüreğime hadi ne duruyorsun gideceksen temelli git bu meskenden…

Hastalık Hastası..


Hastalık hastası içimdeki bir şey her gün tenefüs ediyorum.Yüreğime bir külfet.
Bir türlü Atamıyorum olmuş bir kere hücrelerime musallat
İnce nadir ve ince doluşuyor içime acısı silüet silüet
Izıdırabı yokmu hele kulağımda cınlayan bir illet,
Mahşere kadar sürecek deilya biter yankısı bir gün elbet…..

8 Aralık 2007 Cumartesi

Limansız gemiler


sessizlik çökerken ardı ardına dudaklarına, bir o kadar içimde kopan fırtınalara aldiriş etmeden kalbimin rıhtımlarından uzkalaşan sevda yüklü gemiler ne aradığı limanı bulabiliyolardı nede sığıncağı başka bir yeri.. çökerken güneş beraberinde yalniz aydınlığı deil içimdeki son cılız ısığınıda loş ışıklara yem ediyordu...

hayatın izdüşümü


Sabitleşen dakikalar kendi içerisinde düğümlenmişçesine her ne kadar havayı ağırlaştırıyor loş ışıklar ise görüş mesafesini azamiye indirgiyorsa da adımlarında kararlılığın eşiği dururken biraz endişeli biraz da ürkek bakışlar cesaretinden hiçbir şey yitirmemişçesine mekansal değişimin izdüşümünü bertaraf ederek araftan hayatın hızlı dönüşümüne karşı varlığını öne sürüp olağanı tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor.

Değişen Neydi


Değişen neydi. Dışlanmışlık hisettirircesine kendini soyutlayan yapının parçası olamak ne acı. Artık kavramsal şekillenmelele karşımda duran bakışların ne kadar samimi olduğunu söyleye bilirim adımlarımın dahada seyrekleştiği düşünme üzerine analizlerimin çıkmaz yola hep sürüklemesi neden oysa ben hep çıkmazlardan yolumu buldum son denilecek yer aslında benim başlangıcım şekillenmelerde kendini kalıplaştıran betimlemelerin eziciliği altında düşünmeye çalıştığım arayış ne yazıkkki kendini dipisiz bir kuyuda ipsiz buluyor. Deliler hep kuyuya taş atarken ben aşağıya gelecek ipi bekliyorum.

uzakkk

Arayışş

Artık değişen hiçbir sey eskisi gibi atiye dair hiçbir şey anlatmiyor ne kendim ben olabiliyordum ne bıraktiğim sen kendin olabliyordun. Hep zamanın ince süzgeçlerine takılıp değişen şekille toz tanecikleri biçimini alıp dağılırcasına farklığı yaşamak tüm bu arada ileryen ve kendini dışlarcasına yadsınan oluşumda ne kadar anlayabiliyorduk birbirimzie anlattiğim gibi kendime dinlatemiyordum ötekine: birazım ellerime hükmetse de bütünümün zihnime prangalar vurarak unutturduğu arayış kendini inca uzun ve bitmeyen yollarda bulurken ben hep kestime yollara kendimi Savurdum öyle savruldumki yol kenarlarınada hep hatırlayacağım özlediğim çicekleri ektim yolar dikenlere alışsada…