İnandıramasam da kendime saatler ilerliyor olağan hızıyla, göz kapaklarım, inanamayışımı akrep ve yelkovanın tembelliğinde bularak zamanın kısır döngüsüne inat daha da dirençleşiyor. Yatmak istesem de bir türlü uyuyamıyorum hayali gölgelerin işgali altında zihnim bir türlü izin vermiyor buna ve unutkanlığım sayesinde farkındalık hissini yok edererek rüyalara dalıyorum. Sabahın erken saatleri ile birlikte yakalaşırken yolculuk vakti geceye inat hızlı bir şekilde geçiyor yatakta gecen her bir dakika. Zaman iyice daralırken son bir hamle ile kendime gelip ders için otobüs durağının yolunu tutuyorum. Otobüsün her an gelebilme ihtimaline karşı adımlarım daha bir hızlanırken durakta kalabalığın sessiz bekleyişi iyice endişelendiriyor. Zaten ne zaman kalabalığın biriktiğini görsem bir aksilik hemen kendini ortaya koyuyor . Tahmin ettiğim gibi otobüs durağa uğramamış ve kalabalık iyice artmıştı.
Kalabalığın arasından sıyrılıp bir kenarda bekleyişe koyuldum. Herkes de bir yerlere yetişme endişesi solgun yüzlerde kendini detaylandırırcasına gözlerde aşinalığını hissettiriyordu. Gelen otobüs ile birlikte kendine iyi bir yer bulma çabası ani bir hucuma yol açsa da sona kalmak pahasına kalabalığın binmesini bekliyorum ve sonunda ayakta da olsa otobüsteyim. Bir iki ahbabın muhabbeti dışında otobüsün eksoz sesi kulaklarda onarılmaz hasar oluşturuyor. Durağan yapıdan kendimi alıkoyup camdan hızlı bir şekilde akan sokak manzaralarının seyrine dalıyorum. Trafik çok yavaş ilerlerse de sonunda okula varıyorum. Son olarak saatimi yokladıktan sonra giriş kapsına doğru kesme taşların eşliğinde ilerliyorum. Bölüm derslerinin olduğu sınıfın önünde ders saatini beklemeye koyuluyorum. Uzunca koridorun loş ve tenhalığını gelen örgencilerin siliüeti bozuyor. Tavanda asili duran saat hayata inat edercesine hep ayni dakikalarda yerinde sayıyor. Ve samimiyetsiz yüzlerde ağırlaşan dakikalar sözcükleri kendine zincirleyerek Sözcüklerin yerini bir iki sabırsız ayak sesi alıp gidiyor. Sıkılıyorum kalıplaşan yapının parçası olmaktan ben bu yap bozda kendi yerimi boş bırakarak kendimi daha iyi hissedeceğim okul dışına çıkıyorum.
Gitmek istercesine uzaklara yorgun raylarıyla yolcusuz istasyona uğrayıp içimde son trenin geleceğine dair bir umutla bekleyişe geçiyorum. Paslanmış raylar geçmişine rağmen taşıdığı maziyi unuttururcasına otlara yenik düşmüş gözükmez olmuştu. İstasyondaki bankları toz kaplamış ve çoktan ayak sesleri işitilmez olmuştu.
Alışık değildi istasyon bu dinginliğe ve yaprakların hoyratça savrulmasına … Tıpkı bu vakitsiz yolcuya olduğu gibi. Gişe ise ne zaman açılacağı belirsiz şekilde kapalı duruyor. Önünde derin bir uyku hali seziliyordu. Gerçi eskisi gibi pasolarda yoktu. Bilet kuyruğuna girenlerin olamadığı gibi Arada iade_i ziyarette davetsiz misafirlerinin yanı sıra Kader ortaklığını paylaşan terk edilişi bir yudum şarapta bulan mahalleli tarafından ayyaş olarak tanımlanan kişilerde bulunuyordu.
Artık telaş hali yoktu. Bir yere yetişme endişesi de. Aksine sukunet içinde büyük bir sakinlik havası vardı. Gelmeliydi aslında çoktan yarı yolda bırakmamalıydı. Hem daha son seferi yapmamıştı ki bekliyordu eski ihtişamlı günlerini, yeniden yolcuyla dolup taşacağı günleri, son düdüğü çalacak hareket memurunu bekliyordu. Bekliyordu, hafızalarda yer edinen uzun ve dolambaçlı Hasret yüklü raylar. bekliyordu bu son yolcu.
Kalabalığın arasından sıyrılıp bir kenarda bekleyişe koyuldum. Herkes de bir yerlere yetişme endişesi solgun yüzlerde kendini detaylandırırcasına gözlerde aşinalığını hissettiriyordu. Gelen otobüs ile birlikte kendine iyi bir yer bulma çabası ani bir hucuma yol açsa da sona kalmak pahasına kalabalığın binmesini bekliyorum ve sonunda ayakta da olsa otobüsteyim. Bir iki ahbabın muhabbeti dışında otobüsün eksoz sesi kulaklarda onarılmaz hasar oluşturuyor. Durağan yapıdan kendimi alıkoyup camdan hızlı bir şekilde akan sokak manzaralarının seyrine dalıyorum. Trafik çok yavaş ilerlerse de sonunda okula varıyorum. Son olarak saatimi yokladıktan sonra giriş kapsına doğru kesme taşların eşliğinde ilerliyorum. Bölüm derslerinin olduğu sınıfın önünde ders saatini beklemeye koyuluyorum. Uzunca koridorun loş ve tenhalığını gelen örgencilerin siliüeti bozuyor. Tavanda asili duran saat hayata inat edercesine hep ayni dakikalarda yerinde sayıyor. Ve samimiyetsiz yüzlerde ağırlaşan dakikalar sözcükleri kendine zincirleyerek Sözcüklerin yerini bir iki sabırsız ayak sesi alıp gidiyor. Sıkılıyorum kalıplaşan yapının parçası olmaktan ben bu yap bozda kendi yerimi boş bırakarak kendimi daha iyi hissedeceğim okul dışına çıkıyorum.
Gitmek istercesine uzaklara yorgun raylarıyla yolcusuz istasyona uğrayıp içimde son trenin geleceğine dair bir umutla bekleyişe geçiyorum. Paslanmış raylar geçmişine rağmen taşıdığı maziyi unuttururcasına otlara yenik düşmüş gözükmez olmuştu. İstasyondaki bankları toz kaplamış ve çoktan ayak sesleri işitilmez olmuştu.
Alışık değildi istasyon bu dinginliğe ve yaprakların hoyratça savrulmasına … Tıpkı bu vakitsiz yolcuya olduğu gibi. Gişe ise ne zaman açılacağı belirsiz şekilde kapalı duruyor. Önünde derin bir uyku hali seziliyordu. Gerçi eskisi gibi pasolarda yoktu. Bilet kuyruğuna girenlerin olamadığı gibi Arada iade_i ziyarette davetsiz misafirlerinin yanı sıra Kader ortaklığını paylaşan terk edilişi bir yudum şarapta bulan mahalleli tarafından ayyaş olarak tanımlanan kişilerde bulunuyordu.
Artık telaş hali yoktu. Bir yere yetişme endişesi de. Aksine sukunet içinde büyük bir sakinlik havası vardı. Gelmeliydi aslında çoktan yarı yolda bırakmamalıydı. Hem daha son seferi yapmamıştı ki bekliyordu eski ihtişamlı günlerini, yeniden yolcuyla dolup taşacağı günleri, son düdüğü çalacak hareket memurunu bekliyordu. Bekliyordu, hafızalarda yer edinen uzun ve dolambaçlı Hasret yüklü raylar. bekliyordu bu son yolcu.


